Eker, yem üretimini desteklediklerini belirterek, temel gıda maddelerinde ve hayvancılıkta kullanılan yemde vergilerin düşmesini arzu ettiklerini söyledi.
Eker, hayvancılık sektörünün talebi doğrultusunda, kaba yem ihtiyacının tamamını karşılayacak şekilde Mera Kanunu'nda düzenleme yapılacağını açıkladı.
2011 yılında hayvancılık sektörüne verilen sıfır faizli kredi desteğinin 2012'de de devam etmesini istediklerini ifade eden Eker, karar alınması halinde buna özel sektör bankalarının da aracılık edebileceğini bildirdi.
Kamuoyuna yansıdığı şekliyle GDO'nun sadece hayvanlara zarar vereceğine yönelik bir sözü olmadığını söyleyen Eker, bu konuda açıklama yapmaya tek yetkili kurumun Kurulu olduğunu söyledi.
Ankara Sohbetleri'nin 2012 yılındaki ilk konuğu olan Bakan Eker, Ankara Temsilcimiz Ferit B. Parlak ve Ankara Haber Müdürümüz Hüseyin Gökçe'nin sorularını cevaplandırdı.
En çok tartışılan konu Türkiye'nin canlı hayvan ve et ithalatı yapmasıydı.
Biz Bakanlık olarak spekülatif fiyat artışlarını önlemek için ithalatın önünü açtık.
Biz bugün diyoruz ki sektörde ölçek ekonomisi olsun, işletmeler büyüsün.
Oysa bazı büyük işletmeler piyasada hayvanları topluyor, ahıra koyuyor, yapay olarak fiyatın artmasına yol açıyor.
Ben ithalat kararını almadan önce onların hepsini çağırıp konuştum.
Onlar da bu zamma gerekçe olarak biz iki sene zarar ettik , şimdi kar etmeye başladık dediler.
Bunun üzerine bildiğiniz gibi biz de ithalat yoluyla müdahale ettik.
Burada tespitlerimiz var, bir iki firma gidiyor piyasadan yüksek fiyatla hayvan alıyorlar.
EBK da üretici zarar görmesin diye müdahale etmiyor, çünkü sözleşmeye yaptırım koymamış.
Yani EBK alacağı ete karşılık ihaleye girmiş ve yükümlülüğünü yerine getirip söz verdiği tarihte etleri teslim etmesi gerekiyor.
Peki o gün et gelmediği zaman EBK ne yapıyor?
Sonra da bu bahsettiğimiz firmalar, EBK'nın aldığı yüksek fiyatı gerekçe gösterip fiyatı yükseliyorlar.
Yani sonuç itibarıyla EBK'ye et gelmesini engelleyen insanlar, aynı zamanda et fiyatlarını yükselterek bu işten çıkar sağlamaya çalıştılar.
Biz de baktık olmayacak, spekülatif maksatlı hareketi engellemek için müdahale ettik.
Türkiye'de hayvancılıkta 2010 yılında bir sistem değişikliğine gidildi.
Hayvan varlığındaki bu değişim de bizim sektöre yönelik verdiğimiz faiz desteği sayesinde oldu.
Kredi desteği ile hayvancılığa 5.5 milyar liranın üzerinde, yatırım yapıldı.
Diğeri de hayvansal üretimde damızlık yetiştiriciliğinde, koyun keçi, süt sığırcılığı işletmelerinde kullanıldı.
Bakın siz sormadınız ama ben söyleyeyim, bir de Kurban Bayramı'nda ithalat yapıldığı söyleniyor.
Bununla ilgili yüzlerce kere açıklama yaptık ama duymak istemeyen duymuyor.
Bir kere Türkiye'nin tamamı değil sadece Trakya için o da 30 bin tane kurbanlık hayvan geldi.
Son Kurban Bayramı'nda Türkiye'de 650 bin büyükbaş, 2.3 milyon tane de küçükbaş hayvan kesildi.
Bütün bunların içinde Trakya için sadece 30 bin hayvan getirildi, olay bu. Sanki Türkiye'nin her tarafına getirilmiş gibi herkes bunu söyledi.
Oysa bu konuda bizi eleştirenler durumu bildikleri halde tamamen kötü niyetle bunları söylediler.
Genelleştiriliyor, kurbanlık ithalat yapıldığını söylüyorlar, hangi şartlarda niye yapıldığını söylemiyorlar.
EBK'ya biz 100 bin ton yetki almıştık, tarife kontenjanının bir kısmını kullanmıştık, bu izin kullanılmamış kısmının süresinin uzatılması.
Yani yeni bir 100 bin ton için kontenjan açmadık.
Dev bir yapıda bize verilen küçük görevi harfiyle yerine getirir, departmanımız ve müdürümüzün uygun gördüğü ölçüde insiyatif alır, kendimizi bu dev yapının içinde güvende hissederiz.
Şirketin aktivitelerine etkimizi görmemiz imkansızdır, üst yönetim için sadece bir istatistikten ibaretizdir.
Departman müdürleri, direktörler, genel müdür veya patron tarafından ismen tanınırsınız.
Hele ki şirkete para kazandıran belli başarılar elde ederseniz, hızla kendinizi kanıtlar, şirketin genel üretimine ve satışına kendi etkinizi yakından görebilirsiniz.
Küçük bir organizasyonda herkese birden fazla görev düşeceği gibi, daha fazla sorumluluk üstlenir, işin birden fazla yönünü öğrenirsiniz.
Bu durum da sizi çok yönlü düşünmeye, problem çözmeye ve işi tamamlamak için inisiyatif almaya iter.
İşi daha çok sahiplendiğiniz gibi, bir girişimci kafasıyla iş yapmaya başlarsınız.
İşler daha az insanın elinden geçtiğinden bürokrasi duvarlarına takılmadan daha hızlı sonuca ulaşırsınız.
Özellikle bağımsızlığına düşkün, girişimci karakteriniz ön plana çıkıyorsa, daha hızlı kendinizi gösterebileceğiniz küçük şirketlerde çalışmayı düşünebilirsiniz.
Pek tabii ki, küçük mü yoksa büyük şirkette mi çalışmak doğru sorusuna kesin bir cevap vermek zor.
Kişinin kendi kariyer hedeflerinin, karakterinin, tercih ettiği sektörün ve şirketin tek tek değerlendirilmesi gerekli.
Ancak, genel hatlarıyla baktığımızda, küçük şirketlerin de büyük şirketlerin de kendine göre avantajları ve dezavantajları mevcut.
Küçük ve büyük şirketleri birbirinden ayıran en önemli özellik kaynakların mevcudiyeti.
Burada kaynaklar sadece para değil, son teknoloji ekipman ve uzman danışmanları da içine alıyor.
Tüm bunları gerçekleştirebilmek için finansal kaynaklara, kalifiye uzman personele ve ileri teknoloji ürünü ekipmanlara ihtiyaç duyulmakta.
Büyük şirketlerin sahip oldukları büyük ekipmanları alacak finansmanları yok.
Çoğu zaman yoktan var edecek yaratıcılığa ve az yatırımla çok iş çıkarmaya yönelik bir çalışma felsefeleri var.
Çok uluslu bir firmada sizin çalışmalarınızın şirketin üretimine etkisini görmek zordur.
Bir diğer deyişle, sizin yaptığınız işin şirketin hisse senetlerine etkisini hissedemezsiniz.
Özellikle, hızlı sonuç almak ve yaptığınızın etkisini hemen görmek sizi tatmin ediyorsa, büyük şirketlerdeki çalışma şekli sizi yorabilir.
Oysa, küçük şirketlerde sizin birebir uğraştığınız proje şirket cirosuna ciddi bir etki sağlayabilir, siz de kendinizin şirketin ana faaliyet alanına ne kadar katkı yaptığını görebilirsiniz.
Kendi başarılarınızın şirketin genel performansına yansıması sizi daha sonuç odaklı çalışmaya itecek, daha başarılı olmak için sizi motive edecektir.
Ayrıca, SGK'lı vatandaşın özel hastanede karşılaştığı sürpriz fatura da tarihe karışacak.
Sosyal Güvenlik Kurumu, özel hastanelerde bu işlemlerin ücretsiz olduğundan haberdar olmadığı için yüklü faturalarla karşı karşıya kalan hastaları korumak amacıyla harekete geçti.
Hastaneler tedavilerin listesini büyük pano şeklinde görünür bir yere asacak.
Sigortalı hastaların özel sağlık kuruluşlarındaki 9 tedavisinin masraflarını tamamen SGK karşılıyor.
Ancak bu konuda hastalar tam olarak bilgi sahibi olmadığı için bu imkandan faydalanamıyordu.
Bazı hastaneler bu durumu kendi lehine kullanıp hastalara fatura çıkarıyordu.
SGK ile özel sağlık kuruluşları arasında imzalanan 2012 yılı sözleşmesi hastayı koruyucu birtakım düzenlemeleri de beraberinde getirdi.
Düzenlemede ücretsiz tedavilerin yanı sıra katılım paylarının ve fark ücretlerinin de hastalara duyurulması zorunlu.
Ancak SGK ile özel hastaneler arasında ciddi problemler var.
Tabii ki o süreçte bir sürü şeyi sorguladım.
Bütün bu kaygılarımın cevabını Tolga Örnek o kadar güzel anlattı ki başında.
Timuçin Esen'le Gönül Yarasından yedi yıl sonra yine beraber oynuyorsunuz.
Beraber oynadığınız insanın uyumu da kameraya yansır muhtemelen.
Oyunculuk tarzından dolayı mutlaka uyum yakalarız dediğiniz başka isimler de var mı?
Oyunculuk tarzından da öte biz çok eski arkadaşlarız.
Arkadaşlık denen şey, karşıdaki kişiyi keşfetme sürecidir ve o süreçte eğer set içinde rahat, uyumlu değilsen, kamera önündeki o uyumu, hele hele bu senaryoda yazılan uyumu yaratabilmek çok zordur.
Dolayısıyla oyunculuk tekniğimiz ne kadar bir olsa da arkadaşlığın, uyumun da çok önemli olduğunu düşünüyorum.
Bu sebeple biriyle beraber çalışacaksam, oyunculuk tekniğim ne kadar aynı olursa olsun eğer o kişiyle arkadaşlığım yoksa, onu araştırmayı, keşfetme sürecini ön çalışmalarda her zaman ilke edindim.
Çünkü iki karakterin çatışması tam da bunu anlatabiliyor.
Onun için tanıdığım, bildiğim kişilerle bir arada olmayı, onlarla çalışmayı çok seviyorum.
Bugüne göre çok daha az film çekilen 90'larda birçok yapımda yer aldınız.
Herhalde bu iki dönemi en iyi karşılaştırabilecek isimlerdensiniz.
Ciddi yatırımcılara ihtiyacımız olduğunu, sinemayı aynı zamanda ticari bir alan olarak da sektörleşebilmesi adına kullanmak gerektiğine inanıyorum.
Bu sebeple de gişe filmlerinin de yapılması gerektiğine inanan biriyim ben. Sadece sanat filmleri değil.
Çünkü ne kadar sanatçı olsam da bu düzenin yürüyebilmesi için buna ihtiyacı olduğunu düşünüyorum.
Kendi hayatımda da böyle bir bakış açım var.
Ama hiçbir şeye ihtiyaç duymadan o kitlelere hizmet verebilmek için de genele hitap etmeyi tercih ederim.
Ben ki en şanslısıyım, her yıl bir film çektim ben. Para yok, pul yok.
Bunları bizim yapmamız gerekiyordu bugünlere gelinebilmesi ve yarınlara taşınması adına.
Almanca bilmeden bir Avusturya yapımında oynadınız, Hollywood, Bollywood deneyimleri var.
Beni tek zorlayan şey, yanımdaki insanları inandırma hali.
İllaki gördükten ya da olduktan sonra mı rahat edeceğim!
Allahtan birkaç kişi var, sen öyle diyorsan öyledir diyen ve benim o cesaretime köstek olmayan.
Yoksa yani neler diyor bu kız , bu kadın nelerden bahsediyor , allah allah bak şimdi gibi tepkiler.
Ben inanmasaydım, başkası inanmasaydı o çocuk nasıl yapacaktı bunları?
O görebiliyordu çünkü, kendi bakış açım da böyle.
Mesela o anlamda cesaretimi hiçbir zaman kırmak istemiyorum.
Bir iki senedir bir senaryo üzerinde de çalıştığınızı söylüyorsunuz.
Çalıştığım başka hikayelerim var ama buna 2009'dan beri çalışıyorum.
Kendinizi kapatıp senaryo yazdığınız bir dönem miydi bu?
Hollywood'da varolmak için mi gittiniz, yoksa oyunculuğa dair yeni çalışmalar yapmak için mi?
Ben hiçbir şeyi planlayarak Los Angeles'a gitmemiştim, açıkça söylemek gerekirse.
10 gün diye gittim, Eric Morris'i bulunca kaldım.
Bir kitabı okuduğumda o kişiyi bulabiliyorsam ben orada üç yıl geçirebilirim.
Eğitim öğretim ve tüm bu süreçte hızlı hiçbir şeye yer yok benim hayatımda.
O anlamda gayet geniş, bulabileceğim en iyi kaynakları bularak, en derine inerek, o kişileri bularak çalışma taraftarıyım.
Benim adıma değil, kendi adlarına da. Çünkü çok hızlı bir zaman yaşıyoruz.
Ama ruh bütün bu hıza adapte olmak zorunda değil bu gibi durumlarda.
En azından kendine bu gibi alanlar tanınması gerektiğine inanıyorum.
Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesinde hocalık yapıyorsunuz, bir oyunculuk stüdyosu açtınız.
Ben öğrendiğim şeyleri aktarmak inancıyla hareket ettim açıkçası çünkü daha önce de benim ders vermem isteniyordu.
Ama aktarabileceğim şeyleri tanımlamakta zorluk çekiyordum bir metot üzerinden.
Dolayısıyla tanımlayabileceğim kıvama geldiğim ve aktarabileceğim noktada aktarmayı tercih ettim.
Oyunculuğu sadece bir meslek olarak görmeyip sürekli üzerine araştıran birisi gibisiniz.
Hayatta sevdiğim kişilere karşı tutkum, yan gelip yatmama isteğini besliyor.
Elimden bir şey gelebiliyorsa bunu yapmak durumunda olduğumu hissediyorum.
Aynen ailem, arkadaşlarım, mesleğim, dinlediğim müzikler, sevdiğim sanatçılar gibi hediyedir bana bütün bunlar.
Fenerbahçe'nin Dia ile bulduğu gole 10 kişilik Manisaspor'un Ömer Aysan'la verdiği yanıt, sarı lacivertli takıma bu sezonki ilk puan kaybını yaşattı.
Maç boyunca Fenerbahçe'ye inanılmaz bir destek veren 41 bin taraftar, muhteşem görüntüler sergiledi.
Karşılaşmaya top kayıpları ile başlayan Fenerbahçe, ilk bölümde oyunu kendi sahasında kabul etti.
Oyuna bir türlü konsantre olamayan Fenerbahçe, istediği pozisyonları bulamadı ve bunun yanında kalesinde de önemli tehlikeler atlattı.
Yobo ve Cristian Baroni'nin kritik hamleleri, Manisaspor hücum oyuncularının golü bulmasını engelledi.
Karşılaşmanın 41. dakikasında ise Fenerbahçe, Senegalli oyuncusu Dia ile öne geçti.
Caner, sol kanattan sürüklediği atakta boş durumdaki Dia'yı topla buluşturdu.
Manisasporlu Nizamettin Çalışkan, Dia'yı durdurmak isterken formasından çekince, ikinci sarı kartı gördü ve kırmızı kartla oyundan atıldı.
Fenerbahçe, bu dakikadan itibaren, ikinci golü bulmak için baskısını artırdı.
Fenerbahçe ceza sahası içinde oluşan karambol sonrası, topa son olarak müdahale eden Ömer Aysan Barış, Manisaspor adına beraberliği sağladı.
Beraberlik golünü kalesinde gören Fenerbahçe, tribünlerin de desteği ile Manisaspor kalesinde baskı kurdu.
Alex ve Semih ile çok net pozisyonlar da yakalayan Fenerbahçe, aradığı golü bir türlü bulamadı.
90+4'te Semih'in ağlara gönderdiği top ise ofsayt gerekçesi ile geçerli sayılmadı.
Bu tarihi maç, Dia ve Ömer Aysan Barış'ın karşılıklı golleriyle berabere sona erdi.
Öte yandan mücadelenin 65. dakikasında gelen Manisaspor golü, Kadıköy'deki gol yememe serisini bozdu.
Geçen sezonun 15. haftasından bu yana kendi sahasında kalesini gole kapatan Fenerbahçe, 10 maçta geçen 1008 dakikanın ardından gol yedi.
Geçen sezonki gol, Kardemir Karabükspor maçının 47. dakikasında Emenike'den gelmişti.
Varis, özellikle bacaklarda toplardamarların genişlemesi, uzaması ve büküm büküm olması ile ortaya çıkan bir hastalık.
Bacaklara gelen temiz kan, kirli kan olarak bacak kaslarının kasılmasıyla toplardamarlarda oluşan pompalama sonucu kalbe geri gönderiliyor.
Yerçekimi ise yukarı doğru akan bu kanın tekrar bacaklara geri dönmesine yol açan bir kuvvet oluşturuyor.
Bacak toplardamarlarında bulunan kapakçıklar kanın sadece yukarı, kalbe doğru akmasına izin veriyor ve yerçekiminin bu akışı ters yöne çevirmesine de kapanarak engel oluyor.
Yıllar içinde geri kaçan bu kanın oluşturduğu basınç artışı nedeniyle bacakta toplardamarlar şişiyor, genişliyor ve sonuçta varisler oluşuyor.
Dr. Yavuz Genç, varisin genel anlamda büyüklükleri ve deriye yakınlıklarına göre variköz venler, retiküler venler ve spider venler olmak üzere üçe ayrıldığını söylüyor.
Variköz venler yani büyük varislerin deride belirgin çıkıntılar yaptığını belirten Doç.
Burada, uzun süre ayakta kalmaya bağlı olarak özellikle akşama doğru oluşan ve sabah yataktan kalkıldığında görülmeyen bir şişlikten söz ediliyor.
Yine uzun süre ayakta durmakla oluşan künt, derin ve bacağa ağırlık veren bir ağrı meydana geliyor.
Bu ağrı ayağı yukarı kaldırmakla veya bir süre yatmakla düzeliyor.
Özellikle ayak bileği ve çevresinde yanma hissi ve zonklama ile birlikte kaşınma görülebiliyor.
Uzun süre ayakta kalındığında veya uzun yolculuklar sonrasında ayaklarda oluşan kramplar ve huzursuzluk hissi de varisin habercisi olabiliyor.
Genişlemiş venöz yapıların travma sonrası veya kendiliğinden pıhtılaşması ve yüzeyinde enflamasyon oluşması anlamına gelen bu bulguda deri kızarıyor, ısı artışı ve aşırı duyarlılık oluşuyor.
Bu belirti kendiliğinden veya tedavi ile geçse de tekrarlayabiliyor.
Kronik venöz hastalığının klinik göstergeleri olan şişlik, deride renk değişikliği ve venöz ülserlerin varlığı, tanı yöntemlerine başvurmadan da venöz hipertansiyon tanısını koymak için yeterli oluyor.
Bununla birlikte bazı kuşkulu durumlarda tanıyı kesinleştirmek, nedeni belirlemek ve hastalığın tam yerini ve düzeyini saptamak için tanısal yöntemlere başvuruluyor.
Tanıda altın standart olarak kabul edilen venografi, günümüzde yerini daha çok duplex ultrasonografi ve MR gibi noninvaziv tekniklere bıraksa da, sadece tanıda kuşku duyulan olgularda bu tekniklere başvuruluyor.
Peki, varis tedavisi zorlu bir süreç mi?
Doç. Genç bir kadında görüntü bozukluğuna yol açan küçük bir varis konservatif yöntemlerle tedavi edilebileceği gibi, ileri yaştaki daha yaygın varisleri olan hastalar basınçlı varis çorabı ile yaşam boyu izlenebiliyorlar.
Genellikle konservatif yöntemlerle cevap alınamadığı durumlarda veya ek sonuçlar istendiğinde farklı tedavi yöntemleri uygulanabiliyor.
Bacaklarda ağrı, gün içinde giderek artan kramplar, gecenin özellikle ilk yarısında bacak sızlaması, bacaklarda ve ayak bileklerinde şişlik ile ağırlık hissi, uyuşma ve karıncalanma gibi şikayetler tedaviye başlandığında düzeliyor.
Takip edenlerin bildiği gibi GQ, okuyucusuna bir yaşam tarzı sunuyor.
GQ Türkiye'nin yayın yönetmenini düşünürken bu tarzla örtüşen bir profile sahip olmasını hedefledik.
Mirgün Cabas hem profesyonel geçmişi hem de kişisel özellikleri nedeniyle bizim için doğru ve ideal isimdi.
Aynı zamanda meslekteki birikimi, iddiası ve çok geniş ilgi alanı bu görevi hakkıyla yapacağının güvencesiydi.
GQ yayınlandığı tüm ülkelerde erkeklerin yaşam biçimini ve stilini yönlendiren dergi.
Dergi şehirli erkeğin stilini oluşturan bütün alanlarda zengin bir içerik sunuyor.
Bu içerik, modadan sanata, sağlıktan seks ve ilişkilere, fitnessdan kişisel bakıma, spordan teknolojiye, yeme içmeden kitaplara, sinemaya uzanıyor.
Her alandan tanınmış ve ilginç portrelere, analizlere, röportajlara yer veriyor.
Dergi aynı zamanda iddialı çekimleri, muzip dili, yazarları, fotoğrafçıları ile rakiplerinin arasında öne çıkıyor.
GQ Türkiye ise bu güçlü geleneği özgün ve yerel içerikle Türkçe'ye taşımayı hedefliyor.
Conde Nast, 1907 yılında yayın şirketi olarak kuruldu.
Moda ve lifestyle dergileri yayınlayan grup yılda 400 milyon dergi satıyor.
Her biri dünya markası olan Vogue, Glamour, GQ, Conde Nast Traveller, Wired, Vanity Fair, The New Yorker gibi öncü, yenilikçi, lider dergiler çıkarıyor.
Her bir dergi kendi alanında dünya trendlerini belirleyen, gündem yaratan sayılar yayınlıyor.
GQ Türkiye, Doğuş Yayın Grubunun Vogue Türkiye'den sonra yayınladığı ikinci Conde Nast markası olacak.
Uluslararası yayın yapan televizyonun 8 yıldır yöneticiliğini yapan Khanfar'ın, ABD istihbaratıyla yakın ilişkide olduğu ve ABD lehine bazı içeriklerde değişiklikler yaptığı iddialarını içeren Wikileaks belgeleri yayınlanmıştı.
ÇEKÜL Akademinin bir günlük programı, Sinan'ın olağanüstü mimarlığı ve yaşamöyküsüyle, döneminin mimarlık kültürüne ayrılan iki saatin ardından, alan gezileri ile devam edecek.
Akdeniz'in dört bir yanından Sinan eserleri için getirilen mermerler, Artemis Tapınağından devşirilen yekpare sütunlar, İznik konsilinin kararlarını yazdırdığı mermer paneller keşfedilecek.
Katılımcılar, Sinan eserlerini, seyyahların, şairlerin ve mimarların dilinden anlatılan hikayeler ve efsanelerle anlamaya çalışacak.
ÇEKÜL Akademinin alanında uzman ekiplerinin eşlik edeceği bir günlük seminer programında, Mimar Sinan ile İstanbul'un birlikteliği, bir mimar ile bir şehir arasında kurulabilecek ilişkinin en özgün hali keşfedilecek.
Bir günlük keşif yolculuğuna katılmak ve detaylı programa ulaşmak isteyenler, detaylı programa ÇEKÜL Vakfının yenilenen sitesinden ulaşabilir.
Avustralya’da gerçekleştirilen deney bir çok felçli hastaya umut olurken, araştırmaya göre, örümcek zehrinde bulunan proteinin, felcin ardından beynin hasar görmesini önleyebileceği açıklandı.
Avustralya'da yürütülen bir araştırma örümcek zehrinin felç tedavisinde kullanılabileceğini ortaya koydu.
Yerel medyada yer alan haberlere göre, Avustralyalı bilim insanları, örümcek zehrindeki bir proteinin, beyni felç sonrasında oluşabilecek hasardan koruyabileceğini saptadı.
HUNİ YUVALI ÖRÜMCEK
Queensland ve Monash üniversitelerinden araştırmacılar, Avustralya'nın kuzeyinde yer alan Queensland eyaletine bağlı Fraser Adası'nda dünyanın en zehirli örümcekleri arasındaki 3 "huni yuvalı örümcek" yakaladı.
Laboratuvar ortamında örümceklerin zehirlerini çıkaran araştırmacılar, pipet yardımıyla aldıkları zehirde bulunan Hi1a proteininin örneğini üretti.
Üretilen protein örneğini farelere enjekte eden araştırmacılar, proteinin, felç sonrasında beyinde hasar oluşmasının temel etkeni olan beyindeki asit algılayan iyon kanallarını tıkadığını belirledi.
HASARI AZALTIYOR
Queensland Üniversitesi'nde görevli Glenn King, çalışmayla ilk kez felç sonrasında beyinde oluşan hasarı azaltmanın yolunu bulduklarını söyledi.
King, Hi1a'nın, felç nedeniyle beynin oksijensizlikten en çok etkilenen ve hızlı hücre ölümü nedeniyle genellikle tedavisinin zor olduğu bölgesini de koruduğunu ifade etti.
Araştırmanın sonuçları, merkezi Washington'da bulunan Ulusal Bilimler Akademisi (PNAS) dergisinde yayımlandı.
Nesli tehlikede olan Akdeniz nalburunlu yarasa bulundu
21.03.2017 Salı 15:15
Son Güncelleme: 21.03.2017 Salı 16:24
Hatay'ın Hassa İlçesi'nde bulunan 'Sugediği-3' isimli lav tüpü mağarasında nesli tehlike altında bulunan Akdeniz Nalburunlu Yarasa'ya rastlandı.
Türkiye Tabiatını Koruma Derneği Hatay Şube Başkanı Abdullah Öğünç ve uzman öğretim üyeleri tarafından yaklaşık 2 yıldır ayrıntılı incelenen alandaki lav tüplerinde, doğa ve doğal kaynakların Korunması için Uluslararası Birlik (IUCN) tarafından kırmızı listesinde tehdide açık (NT) olarak listelenen, diğer nalburunlu türlere nazaran daha az görülen ve bilimsel adı Rhinolophus euryale, Blasius 1853 olan Akdeniz nalburunlu yarasa türüne rastlandığı belirtildi.
YILDA BİR YAVRU DOĞURUYORLAR
Yapılan araştırmalarla ilgili bilgi veren Türkiye Tabiatını Koruma Derneği (TTKD) Hatay Şube Başkanı Abdullah Öğünç, "19 Mart 2017 tarihinde Sugediği-3 olarak adlandırılan lav tüpünde bu türün erkek bireylerinden oluşan oldukça kalabalık hibernasyon kolonileri tespit edilmiştir. Yaklaşık iki yılda eşeysel olgunluğa erişen bu tür, yılda sadece bir kez çiftleşmekte ve bir yavru doğurmaktadır" dedi.
KIRMIZI LİSTEDE YER ALIYOR
Bu keşifle birlikte lav tüpü mağaralarında keşfedilen yarasa türlerinin dörde ulaştığını belirten Öğünç, "Lav tüplerinde daha önce kayıt verilen IUCN kırmızı listesinde hassas (VU) olarak sınıflandırılan uzun ayaklı yarasa ve Mehely’in Nalburunlu yarasası ile Tehdite açık (NT) olarak sınıflandırılan uzun kanatlı yarasa türlerine, Akdeniz nalburunlu yarasasının ilavesi ile Leçelik alanda (volkanik kalıntı) yayılış gösteren yarasa türlerinin sayısı 4’e çıkmıştır.
Bilindiği gibi Leçelik alanın bir bölümüne Organize Sanayi Bölgesi (OSB) yapılması planlanmaktadır ve Yarasa mağaralarının bir kısmı bu alanın içinde yer almaktadır.
Ayrıca Leçelik alan DSİ raporlarına göre günlük yaklaşık 1 milyon 300 bin kişiye yetecek miktarda sağlıklı içme suyu sağlamaktadır.
OSB’nin bu alana yapılması hem bu çok değerli su kaynağını kirletecek, hem de tümü Türkiye’nin taraf olduğu Uluslararası sözleşmelere göre koruma altında olması gereken yarasa türleri ve bu türlerin yaşama ortamlarını yok edecektir.
Leçelik alan ayrıca volkanik yapısı ve oluşumları ile eşsiz jeolojik zenginlikler sunmaktadır.
Leçelik alanın korunması alanın eşsiz jeolojik yapısı, zengin su kaynağı ve biyolojik çeşitliliğinin korunması, bu zenginliğin gelecek nesillere aktarılması açısından çok büyük bir önem taşımaktadır." dedi.
HATAY/DHA
En temel uzay bilgisi olarak güneş sistemimizde 9 gezegen olduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Bilim insanları 100’den fazla komşumuz olabileceğini düşünüyor...
Dünyanın da içinde yer aldığı güneş sistemi hakkında en büyük hayal kırıklığını 2006’da yaşamıştık. Sistemin en küçük ve en romantik gezegeni olarak bilinen Plüton’un gezegenlikten düşürülmesi ile 9 olan sayı birden 8’e inmişti. Aylarca Plüton’un gezegenlikten azlini tartışmıştı dünya sakinleri. Bilim insanları şimdi küresel göksel komşularımızın sayısının tahminimizden çok daha fazla olduğunu söylüyor. Üstelik Plüton’a iade-i itibar yaparak.
6 farklı bilim dalından bir araya gelerek gezengenlerin ne olduğu ve nasıl sınıflandırılması gerektiği konusunu irdeleyen John Hopkins Üniversitesi’nden Kirby Runyon  ve ekibine göre Plüton dahil Güneş Sistemi’nde ‘gezegen’ tanımına girebilecek 100’den fazla gök cismi var. Önümüzdeki günlerde yapılacak uluslararası Lunear Sistemleri ve Gezegen Konferansı için tezlerini açıklamaya hazırlanan ekibin gezegen tanımına Dünyanın uydusu Ay ile Jüpiter’in uyduğusu Avrupa da giriyor. Ekibin gezegen tanımı kabul edilirse okullarda 110 gezegen olduğu öğretilecek ama asıl sorun bu 110 gezegenin isimlerinin öğrencilere nasıl öğretileceği olacak...
Manisa'nın Turgutlu İlçesi'nde, boş olan hareket halindeki yolcu minibüsünde, henüz belirlenemeyen bir nedenle çıkan yangında hasar oluştu.
Salihli'den İzmir yönüne giden 40 yaşındaki Veli Gülsüm'ün yönetimindeki 35 CLB 96 plakalı servis midibüsü, bugün saat 11.30'da, Ankara-İzmir Karayolu Turgutlu girişi Küçük Sanayi Sitesi önüne gelince birden yanmaya başladı. Yolcu bulunmayan midibüsün motor kısmından çıkan yangını fark eden şoför Gülsüm, midibüsten vakit kaybetmeden dışarı çıktı. İhbar üzerine gelen itfaiye ekipleri, köpük sıkarak yangını büyümesini engelledi.
Yangın söndürülürken, araçta yaklaşık 10 bin liralık maddi hasar oluştuğu belirtildi. Yangının çıkış nedeninin yapılacak inceleme sonrası belirleneceği ifade edildi. Polis, yangınla ilgili soruşturma başlattı. Araç şoförü Veli Gülsüm, "Akçapınar'a yolcu bıraktım, İzmir'e dönüyordum. Turgutlu girişine geldiğimde bir patlama sesi duydum. Sonra alevler yükselmeye başladı. Aracı durdurup, kendimi dışarıya attım. Şükür, can kaybı yok" dedi.
Mersin'de şiddetli yağışın yol açtığı selden dolayı bahçe ve yollar sular altında kaldı.Göksu ırmağının taşmasıyla bahçeler zarar gördü.
Şiddetli yağmur ve dolu yağışı nedeniyle derelerden akan sular Göksu ırmağında birleşince ırmak kenarında bulunan bahçeler sular altında kaldı. İlçede gece saatlerinden itibaren etkisini gösteren kuvvetli yağış nedeniyle bahçeler ve yollar sular altında kaldı. Göksu ırmağı sel sularından taşarak bahçelere zarar verdi. Irmak kenarında bulunan mahalle sakinleri ise yetkililer tarafından sele karşı uyarılıyor.
Mahalle yollarında mahsur kalan araçlar ise Mersin Büyükşehir ve Mut Belediyesi ekiplerince kurtarıldı. Şehir merkezinde Mersin Büyükşehir ve Mut Belediyesi araçlarıyla 24 saat yolda biriken sel birikintilerini temizleme çalışmaları devam ediyor.
